26 Kasım 2020 Perşembe

ZAMANIN GERİ DÖNÜŞÜM KUTUSU




                  

Eski devirlerden bu yana insanoğlu, kendisine güç veren metalara çok kıymet verdi. Fiziksel olarak aç ve susuz kalmaktan her zaman korktu. Ve bazı zamanlarda da cüretkar insanlar tarafından bu bir tehdit sebebi bile oldu. Hal böyle olunca avcılık ve toplayıcılıkta kavgalar çıktı. Yiyeceklerin bol bulunduğu zamanlarda da tıka basa yemek yemesi sınandı insanoğlunun. Bu elbette kıtlıklar verilmek suretiyle denendi.

Kıtlık görmüş bir bireyin katık gördüğünde iki seçeneği vardır. Bunlardan ilki, kolay olanı; midesini yokasayarak, kıtlık bilinciyle yiyecekleri midesine dökmesidir. İkincisi ise çiğnerken bile mahcup bir halle müteşekkir bir vaziyet almasıdır. Bu verilen kıtlıktan maksat bu hallerin sınanmasıdır.

Ve günler birbirini kovalarken, bu kovalamacayı yalnızca gününü 5’e bölebilenler farketti. Derken bu kargaşa içinde “ekmek kavgası” diye bir edebiyat da peydah oldu. Bu kavga uzun sürdü. Yeni zamanlarda bu kavgaya tanıklık edenler “Bayat ekmekten pizza yapımı “ videolarını üst sıralara taşıdılar. Elbette ekmek önemliydi; çünkü görmesek de duymuştuk onun için kavgalar edildiğini.

Çünkü kuvvet bulduğumuz ve tutabildiğimiz yegane nesneydi “ekmek”.

Çünkü “ekmek parası” diye bir kavram kulaklarımıza çalınmıştı.

Çünkü taşı sıkıp suyunu çıkaranların da maksadı, o taştan çıkan su değildi .

Ekmekle balta daha sıkı tutulabilirdi.

Ekmeği öptük, yedik, ayak altından kaldırdık…

“Ekmek çarpsın” demek suretiyle yemin etme cüretinde bile bulunduk.

Biz bunları yaparken 3 ayetlik kısa bir surenin ilk ayeti beynimize üflendi:

“Vel asr!...Asr’a yemin olsun!” Allah (cc), “Asra yemin olsun!” dedi.

Zamanın üzerine yemin ederek bize tutamadığımız, göremediğimiz bir kavramın geçişini hatırlattı.

Zaman … Bir düşünelim… Zaman kavgası ettik mi hiç? Gereksiz yere vaktimizi alan bir kişiden, çaldığı zamanı geri isteyebildik mi? Ben isteyemedim. Çünkü ben tartabildiğim oyuncaklarla büyümüştüm.

Şimdilik yalnızca bayat ekmekten nasıl pizza yapılacağını merak ettiğim kadar, zamanın nasıl bayatlamadan kullanılacağını bilmek isterim. Çünkü bayatlamış bir zaman kimsenin işine yaramaz.

Çöpün yanına atılmış bayat ekmeklere kafa çevirdiğim kadar, sabah uykusuyla geçen vaktime de kafamı çevirerek bakmak isterim. Hayıflanarak çevirdiğim o kafanın beni ayıktırmasını isterim.

Boş zaman diye bir kavram da edindik. Hatta bunu iş başvuru formlarına da kıstas olarak yerleştirdik. Ama boş ekmek yok. Ekmeklerin içi hep doludur. Zamanın boşluğu çöpe de atılmaz.

Atılsa da kimse o zamanın çöpe atıldığını görmez.

Bunun çünküsü ‘zaman geri dönüşüm kutularının’ olmayışıdır.

Olsa bir kutu elbette onun kenarına bırakılan boş vakitlere de ‘cık cık cık ‘ derdik.

 Biri çıkıp titrek ve pişmiş sesiyle bize ve boş duran tüm insanlığa nida etse... Kulak kesilip bu sese, zamanın paha biçilemez olduğu idrak edilse... Yine ekmeğe her sabah bir paha biçildiği hatırlatılsa... Ve tahayyül etse insanoğlu sıradan bir sabah cebinde sallanan bozuklukların sesini... Bu sesleniş; kısa bir süreliğine, aç kalmak korkusunun, önüne vakitsizlik korkusunu geçirmeye kâfi gelir mi?

Burcu BATMAZ


(Cızırtılı defter)



19 Kasım 2020 Perşembe

Acil durum

 





Derhal bir şeyler yapmalıyım . Acilen harekete geçmeliyiz. Durmamalıyız .

Dönen bir Dünya' da durmak ne mümkün ..

Şimdi birşeyler yapmazsak toparlanamayız.

Nimetler, her an her nefes kendine bir yer ediniyor hayatımızda . Ve her geçen gün bu nimetlerin hesabı zorlaşıyor .

Bu güzelliklere yer açmalıyız. Gelen güzelliğe kıymet verip onu sarıp sarmalayınız. Çünkü kutulamazsanız, göz ardı ederseniz yeni nimetlere yer kalmaz .

Ya da nimet verilse de kalabalığın içine karışır . Dikkatimizi bile çekmez .

Nimetler nasıl düzenlenir ve yeni nimetlere nasıl yer açılır ?  Önce bu sorulara yanıt arayalım . 

Her an bir hediyeyle karşı karşıya olduğumuz konusunda hemfikiriz . Öyle değil mi? 

Çünkü ben bugün yine nefes alıyorum .

Yine güneş doğdu az önce .

Bu nimetleri iki şekilde organize edebiliriz.

İlki gelen nimeti anında görüp onun, bize ait olduğunu farkedeceğiz. Anında nimetin asıl sahibine teşekkür edeceğiz . Anında. Daha sonra ona güzel bir alan açacağız hayatımızda . 

İkincisi nimet talep edecez.  Bu çok mühim . Çünkü bu talebin alt başlığında bir acizlik kabullenişi var . Bu sebepten talep önemli . 

Talep edişimizdeki üslup da nimetin kalitesini etkileyebilir .

Gelen bu nimetler her an birikiyor.

Ve eğer teşekkürü geciktirirsek, nimetlerin etiketleri üzerinde kalır ve biz ondan mahrum kalırız.

Acilen teşekkür etmeliyiz.

Hamd etmeliyiz . Nimetler birikirken bizim de sükürlerimiz birikerek dağlara taşlara sığmamalı...

Ancak aciz olduğumuzu anlamak suretiyle bunu başarabiliriz .

12 Kasım 2020 Perşembe

Ayağa kalkanların dramı


 

Kendi kulağına eğilerek fısıldadı: 

"Deprem çantanı hazırlama davranışının irtifa kaybetmesine neden olan bireylerin tavsiyelerine kulak ver . "

-Bu gereksiz . Çünkü müteahhitler, mimarlar, inşaat sektöründe karar yetkisinde bulunanlar 

işini düzgün yapmalı. Midye kabuklu inşaat kumu kullanılmamalı. Çanta gereksiz .

    Biraz düşündükten sonra bu sesin aslında ne dediğine odaklandı . Bu ses şu mesajı veriyordu : "Kendine sor. Sen mimar mısın? Sen müteahhit misin ? Sorulara verdiğin cevaba istinaden ya hiçbirsey yapmana gerek yok ya da biraz daha demir kullanabilirsin " 

İki parça kıyafetini de çantaya koyduktan sonra derin bir ohhh çekti.

 

 Bu hayatta her zaman ayağa kalkanlar eleştirildi . Oturanlar, yargılanmaktan kendilerini oturmak suretiyle korudular. 

Elimizin ulaşmadığı kurumları ve kişileri eleştirmek her daim çok kolay oldu . Hâlbuki kendimiz kendimizin yanı başındayız.

İki seçeneğimiz var : 

Birincisi, önceden denenmiş, söylenmiş sözleri söylemek .. Böylelikle kalabalıkların dikkatinden uzak kalmak .

İkincisi ise görülmeyeni görüp, harekete geçmek ve devrilen gözlere hazırlıklı olmak...

Korkunun Aynadaki Aksi

  Serin gecenin fecriyle uyanan muallim Suyla olan ilişkisini nihayete erdirip Okumaya dalar. Okutmak; okumakla başlarmışçasına iştiyakla eğ...