Vazifeli memurun, sepettekileri yeryüzüne saçması; sepetin muhatabını göremeyişi ile oldukça alakalıydı. Derin düşüncelere dalmasının tam da sırasıydı şimdi. Eve kadar gelen kuryeye, uykuda olduğundan kapıyı açamamıştı. Ve kargonun hangi şubeye gideceği, iletişim bilgilerinin olmayışı sinirlenmek için yeterli sebeplerdi. “Neden beklemedi ki?” deriz. Biz insanlara bu tür sorular oldukça kolay gelir. Cevaplarını da kendimizce veremediğimiz sorular bunlar. Çünkü biz dumanı üzerinde olan hatalarımızı söylemekten çekiniriz. Ama “eskiden şöyleydim” edebiyatı yaparız gururla.
Bu kurye, sepetimi nereye bırakmış olabilir? Başka sepetlerle karışmış olabilir mi? Okyanus ötesi diyarlara gidecek kadar cesur mudur bu kurye? Ha sütnine… Cesur mudur? Neyse bugün bu sepetin peşine düşme vakti. Yarın da uyanık kalıp sepeti teslim almanın daha kolay olduğu kıyasına varırım. Halihazırda elime ulaşan sepetlerdeki rızıklar da ancak ve ancak ‘teşekkür’ ile bozulmadan korunabiliyordu. Diye düşündükten sonra yarının ilk ışıklarını beklemeye koyuldu. Bu bekleme süresi ona ‘rızık’ kelimesini derince düşünmeye izin vermişti.
Nedir bu herkese verilmesi gereken elzem ‘rızık’? Belki de en kolay şekliyle, hambezden yapılmış, eski kahverengi, yamalı kepekli un torbasının içine eklenen bir tutam bereketti. Belki de bardaklıktaki kasede bulunan küp şekerin bölünerek çoğalmasıydı. Cebinde ziyan olması muhtemel paranın cebinde kalması. Akşam yiyeceğin bulgur pilavının içine yarım yemek kaşığı şifa eklenmiş olmasıydı.
Sonra kainatın ahengine katılmanın bir beşer olarak o kadar da kolay olmadığını farketti.
Kainatın ahengini bozduğum gün, uykuya kaldığım hangi sabahlardı? Açıkça bilmek isterim dedi.
Sepetin içinde bir sabah ‘yumuşak huyluluk’ da dağıtılmış mıydı? Ben almadıysam benim hediyem hangi yüreklere kondu ola?
Dağıtılanların şeker ve bulgur olmayacağını farkettiği anda vitrindeki hayatları yaşamından çıkardı. Çünkü vitrin de yabancılarındı, hayat da…
Kalplere huzur dağıtılırken bir parça da ben nasiplenmek isterim süt nine . Nine beni de uyandır olur mu? Feraset dağıtıldığı sabah da uyanık olmayım, hitabet sanatı dağıtılırken de … Hoş sohbet olma vasfı verilirken de uyandır beni, oturup kalkma adabı verilirken de …
Son konuşmaları bu şekilde nihayete ermişti.
Burcu Batmaz
17.12.2020
(cızırtılı defter)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
tavsiyeleriniz benim için çok önemli ☺️ şimdiden teşekkürler...