Sayfalar

Sayfalar

26 Ağustos 2021 Perşembe

19 Ağustos 2021 Perşembe

Topla taşıma

Belki de söylenen lafları ağırlaştıran; bir otobüs kaptanının taşıdığı bütün yolcuların sözcüsüymüş gibi serzenişte bulunmasıydı..

 

12 Ağustos 2021 Perşembe

Liyakat


 ... yaklaşık 6 aydır yurttan bozma binanın küflü dairelerinden herhangi birinde bilfiil  sabahliyordu.  Yine güneş  bir yaz günü kuruturken solduracağı çamaşırları düşünmeksizin mutlu mutlu doğuvermişti erkenden ..
Sahiden erken gelmeye de geç kalmaya da o, karar verirdi..
Gölgesini bile bırakmadan çekip gittiği bir günde zaman; hikayenin kahramanı için ne de çabuk geçmişti. Geceyi gündüze çevirmek isteyenler işsiz kaldılar...
Memuriyetin ardından misler gibi kokan dünya ile henüz tanışmış olan taze bedenlerin annelerine bir miktar 'tâkât' hediye etmek için yollarını tutmuştu. 
Bebeklerin amacını anlayamadığı el kol hareketleri... Acaba ayaklardan destek alarak daha yukarı çıkmak için mi? Belki büyüyünce söylerler . Nerdeee!! Başkalarının çıkışlarını anlatmaktan belki de bir aralık bulur da söylerler ...
Etrafı biranda taze çıkmış ıslak mendil kokusu kaplar.
Yüzde yüz pamuk  kokulu  evleri geride bırakıp keraat vaktinde tekrar yola koyulmuşken çantalı insanlarla yüzleşiyor..
Derken etrafa bakınıyor tam bir at ürkekliğiyle...
Rutubet kokan ve tavanı akan, bir göz odasına ulaşmak zordu.  Birisine gidiceği yeri söylemek yerine başka bir adres verdi. 
Bu,belki de tanımadığı bir taksici amcaya hakkında onunla muhabbeti doğurabilecek  malumatlar edinmesini istemediğindendir . Çünkü onun adresi muhabbet doğuran cinstendi…

5 Ağustos 2021 Perşembe

SON DÜZLÜK

 

   Abdest almaya hazırlanan biri gibi paçalarını sıvamıştı. Taşlanmış, kalın kot pantolon,  kendi zevkinden ziyade ortaokulu henüz bitirmiş olan oğlunun eskisiydi. Umrunda değildi paçasının birinin diğerinden kısa oluşu.  

       Engebeli arazilerde kullanılan ve oldukça sağlam çapraz hasır terlik, küçülmüş ayağında emanet duruyordu. Tıpkı kemerle sıkılmış pantolonunun üzerinde durduğu gibi. Ayak bileğinin inceliği kenarda toparan kemiğinin sivriliği gibi inceydi. Önü açık yeşil oduncu gömleği mesleğine herhangibir gönderme yapmıyordu. İçindeki tshirt kıvırcık saçları gibi gri idi. Sanki bu adam, dudaklarına ucuz bir tütün sarması tutuşturmayı unutmuş gibiydi. Yorgundu ve mevsim henüz sabahtı.

Belki de ihtiyar idi bu adam kim bilir… 

       Yaşlı adamın yürüyen dükkanını sürdüğü cadde, komşu caddeye kıyasla karmaşadan ve kavgadan uzaktı.  Daracık olan uzun düzlükte, refüjü andıran hiçbir emare yoktu. Arabalar hakları olan yol haddini bilerek seyirlerine devam ediyorlardı. Yaşlı amcanın zamana yenik düşen bedeni, üç tekerlekli gelir kapısını, tamamen teknolojiden uzak bir şekilde ilerletmesi gerekiyordu. Gergin bedeni sabahın ilk ışıkları ile gevşemişti. Uyumak, ne kadar da tutucu bir eylemdi. Bir süreliğine yerçekimine karşı koyarak ekmek teknesine yerleştirdiği aynı büyüklükteki karpuz ve kavunları oldukça lezzetli görünüyordu. Yolun hakkını vererek yolu  utandırıyordu bu amca. Ve sürerken tekerleği daha ileriye rotasının olmadığını anlıyor bu tablanın. Defalarca anladığı gibi. Trafiğin de yadırgadığı bu araç bilek gücüyle, karpuzlara alıcı bulmaya çalışıyordu.  Mütemadiyen yolun ortasına gitmeye meyleden ön tekerleği bu fikrinden vazgeçirmek hayli zordu.  Tablanın nispeten arkasında duran metal ve pasından renginin anlaşılmadığı tutma kulpu, boylu boyunca uzanıyordu. Artık sıkıştırdığı kemeri görünüyordu, omuzları yanaklarına kadar çekilmişken. Kolları oldukça dik ve rehber konumdaydı. Avuçlarından sızan kızarıklık ve pas kokusu gölgesinden istifadelendiğim çınar ağacının altına kadar gelmişti. Amcanın ayakları yerden kesildiğinde var gücüyle sağa doğru meyil vermeye çalışıyordu ekmek teknesine. Karpuz tablası sağa yöneliyor, ardından hiç vakit kaybetmeden ayakları yerle buluşuyor ve uygun adım marş... İçimden 10’a kadar sayacak zaman geçmemişken kollar olağan gücüyle yeniden asılır tutma kulpuna, ayaklar havalanır iki tekerlekten güç alınarak öndeki inatçı tekerin inadı kırılır. Ve tabla artık kendi yol haddindedir. Ayakları son kez havalanıp yerle buluştuğunda “Nihayet düzlüğe kavuştum. Şükür.” der.  Şimdi sıra ikindiyi bekleyip karpuz tıklatanlara ümitle bakmakta. Kilo başına yüzdelik bir pazarlık yapmaya yeltenenlere yolların eğiminden söz edilemez. Onları ilgilendiren iyi bir karpuza ceplerinden ne kadar paranın çıkacağıdır.  

 Her gün aynı saatte, aynı yerden geçmesine rağmen, bir ihtimal ismi Ahmet olan bu amcanın iliklerine kadar farkettiği yolun eğimi, kendisinin nazarına ilk kez verilmişti. Hiçbir iki hidrojen biraraya gelip oksijeni bulmaya karar vermez. Bir şekilde suya varmak için onlara yol verildiği gibi nazarına verildi bu emektar amca. Havalanan ayakları; bedeninin karpuz tablasından daha hafif olduğunu söylüyordu. Ve yanaklarına kadar çektiği omuzları yalnız kendi yükünü taşımıyordu. Bu aşikar durum gergin kollarına çeviklik veriyordu. En iyi o bilirdi: ‘son düzlük’ nerede?

Günün kızgınlığını artırmadığı bu vakitte çınar ağacının gölgesinde bekleyen genç kıza bu hikaye okunduğunda dudaklarından şu kelimeler düşüverdi:

 -Yalnız kendisine yetmek zorunda olanların ayakları yerden kesilmezdi.

 

BURCU BATMAZ

05.08.2021

(cızırtılı defter)