Sayfalar

Sayfalar

3 Aralık 2020 Perşembe

İlmin Kıymeti | mürekkep yapımı



Mizan kurulduğu vakit, kefelere koymak üzere iki değer istenir. Biri şehidin kanı, diğeri ilim taliplisinin mürekkebi. Terazi hareket halindeyken bir süre sonra hareketsiz kalır ve nihayet bir düzlük hasıl olmuştur. Kefelerin biri diğerinden aşağıda değildir. Dile kolay gelmese de denk düşmüştür bu iki karar.

     Zahirde kefeleri düz hale getiren bu iki kararı değerlendirecek olursak dilimiz düğümlenir. Bizler çözebildiğimiz kadarını dilimize dökelim. Öncelikle ilme talip olanın yapması gereken mühim işlerden biri de mürekkebini hazırlamasıdır. Bu talipli bir gece vakti, beyinlere aydınlık olmak üzere yanan mumun üzerinde biriken siyah katmanı mumdan ayırır. Ve bu isimsi siyah katmanı ahşap oyma bir havana alır. Keten tohumundan elde edilen bezir yağının da gelmesiyle çok geçmeden bu iki maddeyi birbiriyle hemhal etmek üzere tokmağı eline alır. Düzenli aralıklarla yüzüne sıçrayan çiğ mürekkep ona çeşitli sorular sorar. Talipli kendinden emin bir vaziyette suallere cevap verir. Kararlıdır. İlme taliptir ve onu yakında babasından isteyecektir. Tüm bu çabalar boşa değildir. Babası da verirse göz bebeğini, hayalleri gerçek olacaktır. Fakat taliplinin, talip olduğu ilim herkesin hayallerini süsleyyen bir güzellik olduğu bir an olsun aklından çıkmaz .

    Bezir yağında kendine gelen, harflere renk verecek olan siyahlık, daha parlak bir hal almıştır. İçine biraz da mısır lifi…  Tokmağı birkaç kez daha havalandırdıktan sonra, bu zihinlere şekil verecek olan mütevazi sıvı hazır olacaktır. Nihayet parlaklığı, kıvamı, akışkanlığı tam istenilen güzelliktedir.

    Kalem için bir kamış göze çarpar. Kamışın mürekkebe dost olması için keskin bir bıçağa ihtiyaç vardır. Bu zayıf odun parçasından ayrılarak, kıvrak kıymıklar  yere düşmek üzere küçük, hacimli bir dağ oluşturur. Kamış parçası taliplinin elinde sivrilerek oldukça cesur bir hal alır. İşte tamam, şimdi mürekkeple tanış olma vakti gelmiştir.

  Taliplinin zor anlarından biridir bu. Bütün taliplilerin böyle zor anları olur.

  Tuhaf olan; sonsuzu arzulayan insanoğlunun kalem tutmaması olurdu galiba. İnsan ilk fırsatta kamışı kaleme dönüştürdü ve yazdı, yazılanları okudu. Çünkü o sonsuza ayarlıydı. Çünkü bedeninin dünyada, ebedi kalamayacağı bilmem kaç kere nazara verilmişti. O vakit başka bir şey olmalıydı ona bunları yaptıran.

Elbette ruhu vardı insanoğlunun. Beden almakla, ruh vermekle doyuyordu. Sonsuzdu. İnsanları birşeyler karalamaya iten de göremediğimiz bu mefhumdu.

İlim taliplisi, belki de havanda dövdüğü mürekkebin ve sivrilttiği kamışın  canı kadar kıymetli olduğunu bilmeden çıkmıştı yola.

  Hava bir kararıp bir aydınanırken, dünyayla henüz tanışan çocuk, ilk feryadını koparmıştır bile. Güzel yüzlü yavrusuna, dua mırıldanarak bakar merhametli anne. Kimbilir... Belki de... Nasip der. Aradan yıllar geçer; Allah'ın adıyla başladığı türlü işler, delikanlının aklına bir dua getirir. Artık her farz namazdan sonra avuçları yan yana gelir ve dudakları kıpır kıpır olur. Bu duadan sonra seccadesini katlamasına da bir sükunet intikal eder. Bu duayı ettiği gibi, o duanın muhatabı olmak için belli şartların olduğunu da bilir. 'bilmek' demişken, delikanlının ettiği duanın muhtevasını bilmeye hakkımız var. Delikanlı, yeni doğduğu vakitlerde annesinin onun muradı için ettiği duayı duymuş olmalı. 'Şehitlik' mertebesine çıkma duası. Genç duayı eder etmesine de... Korkar da aynı zamanda. 'kahramanlık' denilen şeyin zihnine çalınmasından... Samimiyetle rıza-i ilahiyi kazanmak ister. 

    Bizler o mürekkebi yoğuranlar sayesinde şehitlik mertebesine talip olduk. Ve can, ancak mürekkeple verilebilir.

   Şehitliğin kıymetini ancak ilimle öğrenebildik. Alimin kalemi çok mühimdir.

Temiz meşeden bir masa, sağa sola yalpalayan mum alevi, kalem tutan elin duvara bıraktığı silüet, sert kapaklı sararmış kitaplar,  mürekkebin kağıtla buluştuğu an çıkardığı hışırtı…

Üşüyen ayaklar, oldukça akışkan bir çamur, kum, toprak, donan kan, verilen can…

Elbette havsalamız kolay almayabilir bu kıyası. 

Ancak biz şehitliğin kıymetini de o kağıt kokan loş oda neticesinde anladık.

 

Bilmekle can verilir.

“Bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer, 39/9 )

Burcu BATMAZ

(Cızırtılı defter)

4 yorum:

  1. İlimi önemi konusunda bir kere daha bilinçlendik. Çok şükür bulunan imkanlara..
    Yazılarını paylaştığın içinde çok teşekkürler ablacım 💛

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok şükür bulunan imkanlara ve o imkanı gören gözlere çok şükür.🌸

      Sil
  2. Bizleri muazzam güzel bir pencereye sevk ettiğiniz için teşekkür ediyorum..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Allah bizleri şuurlu, düşünen müminlerden eyleye 🍂 kıymet verdiğiniz için ben teşekkür ederim

      Sil

tavsiyeleriniz benim için çok önemli ☺️ şimdiden teşekkürler...